Uzun zamandır kendimle aram yok. Psikolog ile görüştüğüm zamanlar kendimi iyi hissediyorum. Her şeyin bir çöüzümü olduğuna inanıyorum o zamanlar. Fakat her şeyin olduğu gibi psikologların da ücreti fazla. Tek başına yaşayan bir öğretmensen psikoloğa gitmek bir lüks haline geliyor.
Yazmaktan soğuyup soğumadığımı sorguluyorum. Yazıp yazamadığımı sorguluyorum. Meziyetli miyim bu konuda?
Her iki ihtimali de değerlendirmeye kalktığımda olumsuz sonucun olduğu taraf beni mahvediyor. Hassiktir lan oradan diyorum. Böyle bir ihtimal yok. Yok tabii… Yazmaktan vazgeçemem.
Çocuk değilim. Yazmanın ehemmiyetini artıran bir budala da değilim. Kendimi var edebildiğim tek yer burası belki de. İstersem dünyanın en berbat yazarı olayım. Düşüncelerim iğrenç ötesi olsun isterse… Yazacağım.
Bunun farkında değildim. Evet değildim… şu an bunları yazarken içimin ferahladığını hissettim. Kimin ne dediğini fazla önemsiyorum. Bunu çok önceden fark ettim. Fakat hala dikkat ediyorum buna. Araba sürerken bile arkamdaki benim hakkımda ne düşünür diye fren sıklığıma, takip mesafeme dikkat ediyorum.
Yaşamımı kendime dar ettiğim yetmez gibi bunu yazılarımda da yapıyorum. Herkese yaranmaya çalışıyorum. Bunu önemseyen birisi kimseye yaranamaz. Aptalca cümleler kurmakta özgürüm. Evet… Özgürüm…
Şeftali dar geldi ev kurmaya. Valla bak… Kola içerken öldü bir sinek.
Aşk denen masumiyet çoktan öldü. Öyle herkes hak etmiyor sevilmeyi. Buldun mu da yıllarca bırakmayacaksın, şarap içeceksin. Çay edebiyatı bile yapmak istiyorum. Kaçak çay içeceklerin şahıdır. Gerçi onun adı kaçak artık. Kendisi gayet bandrollü.
Yazacağım. Yayınevleri beğenmese de yazacağım. Biliyorum ne kadar çok yazarsam ilerleyeceğim. Yaza yaza kendi kimliğimi bulacağım ve de üslubumu.
Aslında biraz toparlamam lazım yazıyı. Yayınevleri tarafından reddedildiğimden beri yazma konusunda kendime güvenim yok. sevdiğim yazarların nasıl yazdıklarını irdeledim. kriterlerine uymaya çalıştım. Fakat hepsini doğru bildim sanırım. Yazdıkça beğenmedim, bir şeyleri yanlış yaptığımı düşündüm. İlahi kitap mı yazıyorsun birader? Ne bu mükemmeliyetçilik?
Önemli olan yazmak. Üretmek… Zaman geçtikçe oturacak her şey… Acemi olmaktan korkmamam gerek. Herkes acemiydi bir zamanlar… eline kalem alan kendini yazar sanıyor nasıl olsa. Hepsinin var yazıdğı kitap ve İnstagram’da Twitter’da yazarcılık oynuyorlar. Onların kendini usta sandığı yerde ben acemi olmuşum çok mu? Bir sürü ahkâm kesiyorlar arka kapağında vesaire… Beni sizler yarattınız gibisine bir sürü laf salatası… İmlaya bir bakıyorsun küllüğe işemiş gibi.
Yazın lan, siktir edin benim dediklerimi. Ben de herkesi siktir edeceğim. Elbet öğreniriz kendimizce doğrusunu. Bulamazsak da yok oluruz. Bazıları da yok olmalı. İyiye iyi kötüye kötü demek lazım. Ben de hak ediyorsam yok olmalıyım. Ama ben yazacağım. Kitap basmasam da dergilerde yer edinemezsem de bloğumda yazacağım. Üç beş kişi okur çevremde en azından. Beğenilmeden de olmuyor bu işler… Biraz motivasyondan kimse ölmez. Valla rahatladım ya. Yazmak hakikaten güzel şey. Günlerdir güzellik telaşındayım. Kime neyi beğendireceksin ki? “Ölümlü Dünya” bile olsan bok atan çıkıyor. Başlığı da şimdi buldum: Edebi Orgazm.