Yine sana gelmekten vazgeçtim. Aslında sabahın erken saatlerinde kapıdan içeriye girdim. Ancak çeşme başındaki çocukların kavgasını görünce seyre daldım. Birbirlerine ağız dolusu küfürler edişini görmen lazımdı. Niyeyse bu durum bile bana çok hoş göründü. Senin olmadığın bir hayatın berbat bir ruh durumu getirdiğini hesap edersek lezzet almaya belki de başladım. Yıllarca sürüp giden yas törenlerim belki de son buldu. Sana olan aşkın verdiği harap olmuş bir bedenin belki de yok olduğuna şahit oldum bugün. Evet, o kavga sırasında fark ettim bunu. Merak etmene gerek yok. Benim hiç kavga edemeyeceğim gerçeği hâlâ değişmedi. Geçen gece geldiğimde bekçinin “girmek yasak” sözlerine bile tepki göstermedim. Geceleri mezarlığa girmenin yasak olduğunu işte o gece öğrendim. Seni göremeden uzaklaştım yavaş adımlarla. Doğruyu söylemek gerekirse ağzının tam ortasına bir tane vurup sana koşmak geldi içimden. Ancak yapamadım. Ne kadar çok şeyi yapamıyorum, öyle değil mi? Mesela sana kavuşmayı… Anca sen gittikten sonra denemiş olurdum. Bunu yapmanın vereceği acıyı bu hassas kalbim kaldıramazdı. Belki de hassas değildir o kadar da. Sana yaptıklarımı düşününce bu sözüme katılamıyorum.
Mezar taşını yapan ustalara da bir sinirlendim şimdi. Orta harfleri hep silik yapabilmişler. Bu kadar da beceriksiz olduklarını görünce içten içe seviniyorum. Belki de en büyük beceriksiz ben değilimdir. Gerçi yine de en beceriksiz insan benim diyebilirim aklıma geldikçe hatıralar. Beceremediklerimi konuşmaya var mısın sevgilim? Mesela sana kavuşmayı…
Gittiğin günden beri neler olduğunu sanırım hiç merak etmiyorsun. Çünkü insan, değişenleri değil de değişmeyenleri daha çok önemsiyor. Hızlı değişen şeylerden kime, ne fayda gelmiş ki zaten! Senin kalbin kadar berrak bir denizimiz hiç olmadı ki zaten…. Senden daha parlak bir bahçemiz… Hayatımın bundan sonraki kalanını düşündükçe uykusuzluk hasıl oluyor. Hem sensiz olmanın acısı hem de seninle olmanın acısını hissediyorum ben. Sensizlik baş gösterdiğinde insanların anlamsız bakışları ve gülüşleri karşılıyor beni. Samimi olmayan sarılmaları ve destek olur tarzda konuşmalarıyla geçiyor günlerim. İşte, tam bu an kurtuldum diye bağırmak istiyorum. Ancak bir sürenin daha en başında fark ediyorum ki içimdeki yaşantı isteği kabul görmüyor. Kendimi ait hissedemiyorum, tüm baskılarıma rağmen söz geçiremiyorum.
Diğer çıkış noktama bir ziyaret gerçekleştirmek geliyor içimden. Son çare olarak seninle olmanın acısını hissediyorum. Bu, daha büyük bir bilinmezlik içerisine dahil ediyor beni. Yutmaya başlayan bir yılanın aynı anda deri değiştirirken yaşadığı sorunlar gibi. İnsanların bakışlarına aldırmasam bile irkiliyorum. Nedensiz bir acıma duygusu ve alaycı bir somurtma halleri sürüyor. Seninle olmanın verdiği acıyı iki ve hatta üç katına çıkarıyor bu insanlar. Bir an önce hepsinin ölmesini diliyorum yukarıya bakarak. Ancak hiçbir zaman sözümü dinlemedi ya da sözlerim ulaşamadı. Ardından dualar ediyorum kendimden bile sakladığım. Mesela sana kavuşmayı…
Muhammed Murat