Zebil – 7 / Can Cafcaf

Yorucu bir günün ardından zorla eve attı kendini Sadi. Nöbetçi olduğu için akşama kadar oturamamış, sürekli eften püften sebeplerle şikayete gelen öğrencilerden bunalmıştı.

Ferahlamak için duşa girdi. Kurulandıktan sonra üzerine eşofmanlarını giyip mutfaktan biraz abur cubur alıp kanepeye gömüldü. Dizi ya da filme odaklanacak mecal göremedi kendinde. Youtube’a girip Mehmet Demirkol’un programlarından birini açtı.

Gitgide mayışmaya başladı. Oturur vaziyetten yatar vaziyete geçip kanepenin kolundaki battaniyeyi üzerine örttü. Isındıkça iyice mayıştı ve çok geçmeden uyuyakaldı. Beş on dakika sonra TV’nin sesinden rahatsız olup uyandı. Kapatıp battaniyeyi kafasına kadar çekti.

***

Saat sekizi biraz geçmişti ki kapısı çaldı. Rüya gördüğü için uyanınca ne olduğunu anlayamadı. Gerçek-düş birbirine girmiş, onu sersemletmişti. Neden sonra kapıyı açması gerektiğini kavradı. Akşamdan kalma adımlarla kapıya gitti. Rüyasında da kendisini gördüğü için karşısında Zeki’yi bulacağını düşünmüştü. Fakat kapıdaki Zeki’den bambaşka surette birisiydi. “Sen kimsin?” bile diyemeden karşısındaki herif suratına okkalı bir yumruk indirdi.

Bayılmıştı.

***

Uyandığında, usta işi bir işçilikle ağzını bantlanmış, ellerini kollarını sandalyeye bağlanmış buldu. Onu bayıltan, bu kıpırtısız hale getiren herif karşısındaki kanepeye oturmuş, dolaptan bir soda açıp, TV’den yemek yapma videosu izliyordu. Sadi’nin uyandığını anlayana kadar bir iki dakika daha videosunu izledi.

Sadi zaten bayılmadan evvel berbat bir akşam uykusundan uyanmıştı. Daha nerede, ne yaptığını kavrayamadan okkalı bir yumruk yiyince yarı baygın etrafını izlemekten başka bir şey yapamıyordu.

Ayıldığını fark eden yabancı adam TV’deki videoyu durdurdu. Elindeki sodayı sehpanın üzerine bıraktı. Kanepenin üzerine bıraktığı, ucuna susturucu takılmış silahını eline aldı. Yaklaştı Sadi’ye.

“Bana bak, ağzını açacağım ama bağırmayacaksın, tamam mı? Yoksa bu silahla kafanı dağıtırım.”

Tamam anlamında kafasını salladı Sadi. Fakat hâlâ anlamlandıramıyordu. Neden bu haldeydi? Niye o feci yumruğu yemişti? Bu adam kimdi? Zeki bir haltlar mı yemişti? Zeki iyi miydi? Bir sürü soru işareti peyda olmuştu fakat bu heriften adam akıllı cevap alacağını düşünmüyordu. Zira herif sert bir tipti ve onun da soru işaretleri var gibiydi.

Ağzındaki bez parçasının düğümünü çözüp Sadi’nin karşısına oturdu yabancı herif.

“Şimdi anlat bakalım. Kimin adamısınız?”

“Ne adamı? Öğretmenim ben, kimsenin adamı falan değilim.”

“Sus lan!” deyip hışımla kalktı. Bu sefer okkalı bir yumruğu değil de okkalı bir tokadı tercih etti.

“Silah kullanmayı bilen öğretmen mi olur? Evini aradım sen uyurken, yatak odandan silah çıktı. O ağzını kapat, kimin adamısınız onu deyiver bana.”

İlk yumrukta bir tarafı kanamamıştı ama bu defa burnundan kan sızmaya başlamıştı. Utanmasa hüngür hüngür ağlayacaktı. Çenesini oynatıp yerinde mi diye kontrol etti.

“Ne oldu, sesin çıkmıyor silah deyince?”

Yabancı herif, kanepeye oturup sodasından bir yudum daha aldı.

“Amına koduğum, yalan söyleyeceksin bari usturuplu salla. Öt hadi… Canımı sıkma.”

“Eşimin intikamını almak için almıştım o silahı. Sizinle alakası yok.”

“Yok da derneğe girmek için neden bin takla attınız lan?”

“Sizin dernekle hapishanenin içine girmeyi planladı kardeşim. O nasıl iyi mi?”

“İyi iyi, hiçbir sikim olmadan çıktı binadan. Bizim elemanlardan birini yaralıyordu az kalsın. Allah’tan sıyırdı kurşun.”

“Nasıl sıyırdı? Yapmaz o öyle bir şey.”

“Sikeceğim kardeşini şimdi. Yapmazmış… Görmesek inanacağız amına koyayım. Sen ne zannediyorsun kardeşini, müezzin falan mı? Kimin adamısınız, onu söyle.”

“Kimsenin adamı falan değiliz. Sadece intikam için oradaydık.”

“Gene aynı hikaye. He anlat bakalım hadi, neymiş şu intikam olayı.”

“Telefonuna yazarsan görürsün, Leman Dumlupınar cinayeti… O benim eşimdi. Şerefisizin biri sırf canı birini öldürmek istediği için eşimi öldürdü. Katana almış nereden aldıysa, güçsüz bulduğu için, rasgele oradan geçmekte olan eşime saplamış defalarca. Söyle bana, sen olsan bu orospuyu öldürmek istemez misin!”

“Dur bakayım az.”

Telefonunu çıkarıp tarayıcıya tıkladı.

“Leman ne demiştin?”

“Dumlupınar.”

Biraz kurcaladıktan sonra:

“Eee devam et bakalım.”

“Bir yıl kendime gelemedim. Eşim beni hayata bağlayan tek şeydi çünkü. O yüzden o şerefsizi öldürmek istedim. Silahı da o ara aldım internetten. Spor falan yapıyordum, kendimi hazırlıyordum. Sonra kardeşim çıktı geldi. Babamla kavga etmişler. Babam buna polis ol diye tutturmuş. Neyse, ben de ağzımdan kaçırdım eşimin intikamını alacağımı. Bu da benim başıma bela gelecek diye beni vazgeçirmeye çalıştı. Sonra olaylar farklı gelişti. Ben intikam almaktan vazgeçtim, o heveslendi. Onu korumak için kendi heveslerimden vazgeçtiğimi düşündü.”

“Eee sadede gel. Derneğe neden girmek istiyordunuz?”

“Bu, İstanbul’a gittiği bir zaman eşimi öldüren adamın kaldığı hapishanenin önüne gitmiş. Oradaki kafelerden birinde otururken sizin dernek aracınızı görmüş. Üye olup içeriye girecek, herifle görüşmeye çalışacaktı.”

“Yalan söylemediğinizi nereden bileceğim, Zeki nerede?”

“Bilmiyorum, konsere gitmişti. Haberim yok ne olduğundan.”

“Telefonunu olay yerinde düşürmüş. Sana ulaşmadı mı bir yerden?”

“Hayır. Ne olayı oldu?”

“Oğlum numara mı yapıyorsunuz, gerçek mi diyorsunuz anlamıyorum sizi.”

“Günlüğüm var masanın üzerinde. İstersen oku son sayfaları. Doğruyu söylüyorum. Ne oldu? Ne yaptı Zeki?”

“Dernek binamız silahla tarandı dün. Yolumuza taş koyan çok kişi var sektörde. Görüntüleri izleyince yere ilk yatanın Zeki olduğunu gördük. Sanki önceden haberli gibiydi. Sonra yanındaki adam vurulunca elindeki silah yere düşüyor. Zeki eline alıyor, belli daha önceden silah kullandığı. Şarjörü bitirene kadar sıkıyor. Sonra yatıyor yere yeniden. Bizim elemanın birini vuruyor kolundan.”

“Gayri ihtiyari kullanmıştır silahı. Yoksa birini öldüremez o. Ben gösterdim ona silah kullanmasını. Oradan biliyor ama göz göre göre yaralamamıştır sizin elemanı.”

“Amına koyayım evinde silah olan adamsın. Ben nasıl güveneceğim sana?”

“Günlüğümü oku dedim ya.”

Kalktı yatak odasına gidip masadan günlüğü aldı geldi. Rasgele sayfaları karıştırdı. Sonra en baştan okumaya başladı.

***

“Neydi bu senin eşini öldüren adamın adı.”

“Hasan Denk.”

İçeriye gidip birkaç telefon görüşmesi yaptı.

“Seni de sorduruyorum, dediğin kişiyi de sorduruyorum. Ortam karışık olduğu için biraz gecikebilir.”

“Zeki’ye bir şey olmayacak değil mi?”

“Hikâyen doğrulanırsa bir şey olmaz.”

“Polis tutuklar mı?”

“Sadece kapının görüntüleri var poliste. İçerideki kamera sadece bizde var. Tutuklanmaz. Ama dua etsin arkadaşta sadece sıyrık var. Yoksa sonu kötü olurdu. Acınız varmış demezdik.”

***

“Az önce bilgiler geldi. Dediklerin doğru gibi. Yazdıklarını da bir kere daha okudum. Sana bir teklifim var.

“Neymiş o?”

“O adamı öldürmene yardım edeceğim.”

Can CAFCAF

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın