Islak

Suskun bir öğle sonrası. Köyün meydanındaki kahvenin terasında ayakta dikilmiş, bir yandan usulca akan yağmuru izliyor, bir yandan çayını yudumluyordu.
Yağmurun getirdiği bu dinginliğe o kadar muhtaçtı ki gözünü kırpmadan toprağa düşüşlerini izliyordu. Toprak kokusu burnuna geldikçe, yağmuru çok daha derinden hissediyor, dinginliklerden dinginlik beğeniyordu. Zihni, günlerdir debelenmekten yorgundu.

Kendini o kadar kaptırmıştı ki arkadan gelen Tahsin’i duymadı bile.
“Napıyon len?” diyerek koltuk altını dürttü Tahsin.
Yağmura dalıp gitmesini saçma bir el şakasının sonlandırması sinirini bozduysa da terslemeden başından savmaya niyetlendi. Bir an evvel çekip gitmesini istiyordu.
“İyilik Tahsin dayı, çay içiyorum.”
“Ismarla da bir bardak da biz içem.”
“Benimkini sen ödersen ısmarlarım.”
Kahkaha ata ata evine doğru gitti.

Pek hazzetmezdi Tahsin’den. Şakası o yüzden daha da kaçırdı keyfini. “B.k iç” dememek için zor tuttu kendini.
Tahsin’in sataştığını anlayan kahveci Adnan damladı içeriden.
“Ne diyo o?”
“Bir şey dediği yok. Kendince şaka yapıyor.”
“Cins herif… Gaaveye almak bile istemiyom bu herifi de köyde bi dene gaave vaa.”
“N’oldu bir şey mi yaptı?”
“Çıkarcı it oğlu it. Tarlasının yakınında hırpalanmış bir çeşme vaadı ya. Toz gada anca akıyodu emme akıyodu. Gitmiş tarlasına almış suyu. Bizim muhtar desen pısırık. Bi şey diyemiyo buna. Geçen gonuşdum. Sana ne, senin ordan geçdiğin mi vaa, diyo.”
“Ben de sevmem pek kendisini.”
“Sevilcek yanı mı vaa itin? A..na godumun ben geçmiyom emme kuş içiyo, böcek içiyo. Olan çeşmeyi kendi tarlana bağlaman doğru mu?”
“Aman Adnan amca, boş ver ne hali varsa görsün. Uğraşıp da keyfini kaçırdığına değmez.”
“Gitsin muhtar uğraşsın. Ben yapceemi yapdım.”

Adnan ile beraber içeriye geçti. Dışarısının pek tadı tuzu kalmamıştı. Kimseler yoktu kahvede. Millet öğle yemeğine gidip dönmemişti henüz. Yağmurdan ötürü de pek döneceklerini sanmıyordu. Televizyonun kumandasını eline alıp izlenecek bir şeyler bakındı. Keyfine göre bir şey bulamayınca rastgele bir müzik kanalı açtı, masadaki yazbozlara bir şeyler karalamaya başladı.

Biraz olsun sustu zihnim.
Unuttum ne varsa
Aşkmış, sınavmış, paraymış.
Canımı sıkan yalnızlık.
Tadımı kaçıran yalnızlık.
Şuncağızcık yağmur keyfim vardı
Onun da içine Tahsin sıçtı.

“Hayırdır len ne yazıyon?”
Hemen kağıdı buruşturdu.
“Hiiiç, öyle can sıkıntısı.”
Masaya birer bardak çay koyup sandalyeye oturdu.
“Al bakam, bu da benden olsun.”
“Eyvallah…”
“Ee noldu senin imtihan işi?”
“N’olsun? Çalışıyorum işte.”
“Allah muvaffakiyetlee veesin. O gadaa emek harcıyon.”
“İnşallah…”
“Atan git de buban da rahatlasın az. Adam her gün dağlaada. Seni evlendircem, evi tamirlicem diye çalışıpduru.”
“Valla çalış diyen yok da ona. Kendisinin çalışası var, beni bahane ediyor.”
“Bahanesi mi vaa len? Yaşın geldi gari, bir de atandın mı bulursun birini.”
“Ben çoktan buldum da… Onun buldurası yok be Adnan amca.” diye geçirdi içinden.
“Bizim isteğimize bakmıyor bu işler. Her şey zamanla.”
“Hayırdır vaa mı yoosa birileri?”
“Yok be Adnan amca. Kaç aydır köydeyim. Nasıl bulacağım?”
“Mektepten bulup gelmişindir ösen.”
“Yok kimseyi bulduğum. Sınavdan başka bir şeyi kafaya takmak istemiyorum.”
“En doğrusu o, boş ver sen. Mesleğini al da gerisi gelir zaten. Vaadır Allah’ın bildiği.”
“İnşallah…” diye geçirdi içinden. “İnşallah biliyordur bir şeyler.”

Tuvalete gitmek için kalktı masadan Adnan. Fırsattan istifade evlilik ve sınav muhabbetinden kurtulmak için soluğu terasta aldı yeniden.
Yağmur hâlâ bardaktan boşanmaya devam ediyordu. “Dinse de eve gitsem artık” diye düşündü. Evi uzak olduğu için kısılıp kalmıştı burada. Islanmayı da göze alamıyordu. Hasta olup bir haftayı boşa geçirmek istemiyordu.

Canı iyice sigara çekti. Dün gece çifter çifter içtiği için paketin dibini görmüştü. Bugün de kasabaya gidecek bir arabaya rastlayamamıştı henüz. Adnan’dan istemek için yeniden içeri geçti.

“Adnan amca, sigaran var mı ya? Gebeler’e gidecek biri geçmedi, alamadım bir türlü. Alınca vereyim.”
“Haber etseydin ya. Öğleden önce Ramazan gittiydi. Aldırırdık.”
“Bugüne yeter diye düşünmüştüm.”
“Telefonlaa da çekmiyo ki arasak” derken masanın çekmecesinden sigara paketini çıkardı. Uzattı üç tane.
“Al bakam.”
“Eyvallah, eksik olma.”
“Yağmur da bir dinmedi ki eve gideyim. Sigara aldıracak biri denk gelir belki dedim ama kimse de denk gelmedi. Kısılıp kaldım burada.”
“Sizin ev de uzak. Donuna gadaa ıslanıısın valla.”
“He ya…”
“Neyse bekle bakam az daha. Yavaşlaa ösen birazdan.”

Çayını tazeletip terasa geçti. Sigaranın birini yakıp dudağına yerleştirdi ve okkalı bir nefes çekti. Az evvel kahveye gelmenin ne kadar yanlış bir karar olduğunu düşündüyse şu an o kadar ferahlamıştı ve bu nefesin tüm çabaya değdiğini düşünüyordu.

Yağmuru seyre daldı yeniden. Ne de güzel yağıyordu mübarek. Karşıki dağlar, ağaçlar, taşlar… Her birinin aldığı nefesi kendi ciğerlerinde duyumsuyordu.
Aklına sevdiği geldi. Biraz burkuldu içi. Sigaradan bir nefes daha çekti.
Neredeydi acaba?
Ne yapıyordu?
Sınav mı çalışıyordu yoksa özel okulla mı anlaşmıştı?
Sevgilisi var mıydı?
Arada sırada aklına geliyor muydu?

Hayatındaki her şeyin belirsiz olması canını sıkıyordu. Ne işi vardı ne sevgilisi. Kendine ait evi de yoktu, yakınında arkadaşı da yoktu.
Üniversiteden çıktıktan sonra sudan çıkmış balığa dönmüştü. Dört yıldır alışık olduğu şehir ortamından birden köye düşmüştü. Arkadaşlarının hepsi Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış ve belki de bir daha hiç bir araya gelemeyesiye ayrılmışlardı.

Üniversite bittiği andan itibaren insanlar yetişkin gözüyle bakıyordu ona ve okuduğu dört yılın hakkını vermesini bekliyorlardı. Biraz bu beklentinin altında eziliyordu. Hazır değildi çünkü. Daha dün çocuk gibiydi, ne ara kocaman sorumlulukların altına girecekti? Gençlik ile yetişkinlik arası bir yerdeydi. Kendini hala genç hissediyordu ama insanlar ondan yetişkin olmasını bekliyordu.

Sigarayı kenardaki çoktan dolmuş küllüğe bastırdı. İçeriye Adnan’ın yanına girdi.
“Abi ben gidiyorum. Azalacağı yok bunun. Sen, geçen oldu mu bana sigara ısmarlayıver. Seninkinden içiyorum ben de.” Cebinden parasını çıkardı.
“Şunu da verirsin.”
“Bizim biraderin evinden üzerine bir şey bulayım ben. Çok yağıyor.”
“Sağ olasın Adnan amca, hiç gereği yok. Sen sigarayı aldır yeter.”
Adnan’ın ısrar etmesine fırsat vermeden evin yolunu tuttu.
“Hadi sana hayırlı işler.”

Islak” için 2 yorum

ikibucukmuhendis için bir cevap yazın Cevabı iptal et

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın