Zebil – 4 / On İki

“Bugün dedin ya ‘Leman abla zorunluluktan evlendi seninle’ diye, haklıydın biliyor musun?”

“Şakasına dedim abi ben onu.”

“Şaka maka, doğru dedin. Başka bir yerde karşılaşsak evlenemezdim onunla. Benden çok daha üstün bir insandı.”

“İnsanın insandan üstünü mü olur abi allah aşkına?”

“Olur tabii. Onun yaşadığı aileye bak, bizimkine bak. Aile bile olamadık biz. Seninle güzel anlaşıyoruz ama annemle babamla birlikte ne kadar aile olabildik?”

“Gene de üstünlük vermez. Bence nerede olduğumuz önemli değil. Nereden nereye geldiğimiz önemli. Belki birilerinden geride olabiliriz. Ama biz daha fazla mücadele verip daha fazla yol kat ettik belki de. Becerebildik demiyorum. Ama önemli olan kat ettiğimiz mesafe.”

“Bence böyle değil. Nerede olduğumuz önemli. Çünkü mutluluğumuzu veren şey bu. Bazıları 5-0 geriden başlıyor, bazıları 5-0 önden. Kazanana bakıyor herkes.”

“Her zaman böyle olmuyor. Futbol üzerinden düşünelim. Beş tane kupa kazanmış yedek kaleciyi kimse şampiyon olarak görmez. Neden? Çünkü emek vermedi. Ama bir Totti her zaman efsanedir. Bir Gerrard her zaman efsanedir. İstediği kadar ayağı kaysın.”

“Bu bağlamdan bakarsak haklısın belki de ama futbolda da şöyle bir ayrıntı var: Bazı insanlar çok daha yetenekli doğuyor. Başkalarından çok daha az çabayla efsane olabiliyor.”

“Başkalarından çok daha az çaba sarf ettiğini bilemeyiz.”

“Sen ne optimist biri oldun çıktın başımıza! Geceyi Polyanna ile birlikte mi geçirdin, hayırdır? İki tane futbolcu düşün. Biri kazma, biri yetenekli. İkisi de çok çalıştığında hangisi daha başarılı olacak? Yetenekli olan… Bu öbürüne haksızlık işte.”

“Buradan bakarsak evet ama o kişinin de tek becerebildiği şey futbol oynamak değildir bence. Vardır başarabildiği bir şey.”

“Neden bu kadar olumlu bakıyorsun her şeye? Ciddi soruyorum.”

“Elimden başka bir şey gelmiyor çünkü. İnanmaktan başka bir şey gelmiyor. Bir şekilde görmezden gelmem gerekiyor. Öbür türlü yaşayamayacağım. Ben bilmiyor muyum babamın yaptıklarını bir bir hatırlamayı? Ben bilmiyor muyum annemin susmasını hatırlamayı? Ama ben yaşamak istiyorum abi. Düşünürsem yaşayamayacağım. Ya öleceğim ya intihar edeceğim.  İntihar nasıl olsa cepte. Her zaman gerçekleştirebilirim. Becerebildiğim kadar yaşayacağım. Bu yol ayrımına vardığında her şey daha gözle görülür oluyor. Ölümden daha ağır bir şey yok çünkü. Sen hangisini seçiyorsun?”

“Dik kafana şu dibinde kalanı da doldurayım ikinciyi.”

Zaman kazanmak için yaptığını biliyordu Zeki. Umursamadı. Abisinin kadehleri doldururken bunları düşündüğünü biliyordu.

“Bir sigara ver bakayım.”

“Bırakmıştın hani?”

“Bir daha bırakırım.”

Sigarasını içerken düşünüyordu.

Zeki kadehi birden dikti kafasına. Yarısını içti. Sadi sakinlikle karşıladı onu.

Zeki iyice gaza gelmişti.

“Beni kandırmaya çalıştığını da biliyorum.”

“Nasıl kandırıyormuşum?”

“Sigarayı bırakıyorsun, koşuya gidiyorsun, sanki Leman ablayı unutuyormuşsun, hayata tutunmaya çalışıyormuşsun gibi davranıyorsun. Aklın sıra bana unutturacaksın öldürme isteğini.”

“Öyle bir çabam yok.”

“Salak değilim ben abi. Ben de yanında olacağım.”

“Bu yüzden mi istedin rakı sofrasını?”

“Ne için?”

“İstediklerini söyleyebilmek için.”

“Az evvel düşündüm, önceden kararlaştırmadım.”

“Neden hayatını mahvetmek istiyorsun?”

“Haz…”

“Neyden haz alıyorsun?”

“Yapamayacağım şeyleri yapınca güçlü hissediyorum. Geçen gece barda kızın birine yürüyünce aldım bu hazzı. Direkt sevişme teklif ettim. Normalde hayatta diyemem bunu. Değişmenin hazzı da olabilir gerçi. Bunları sana anlatmak bile bana bir haz veriyor.”

“Bana yardım edince neyden haz alacaksın?”

“Bu zamana dek daima kurallara uydum. Asla okuldan kaçmadım. Karşıdan karşıya geçerken ışığı bekledim. Ne bileyim işte aklına gelen tüm kurallara uymaya çalıştım. Hukuka aykırı olduğumu düşünmek bile haz veriyor. Sana yardım etme isteğimi geçtim sırf bu istek için bile sana yardım edebilirim.”

“Kabul etmesem ne yapacaksın, beni tehdit mi edeceksin?”

“Evet, ya ben de dahil olurum ya da polise şikayet ederim.”

“Edemezsin.”

“Ederim. Yapamayacağım şeyleri yapmaktan haz duyduğumu söylemiştim.”

“Vazgeçirmek için blöf yapıyorsun.”

“Blöf yapmıyorum.”

“Vazgeçtiğimi nasıl anlayacaksın peki? Belki seni oyalıyor olacağım.”

“Anlarım ben.”

“Sen gittiğinde yaparsam? Atandığında…”

“O yüzden bu yaz bu işi halledeceğiz. Ya beraber ya kendi başıma. Sonra ikimiz de kendi hayatımıza bakacağız.”

Kadehi dikti kafasına odasına yöneldi Sadi.

“Şunun yanında konuştuğumuz şeye bak.”

“Konuyu bana unutturamazsın. Anca beraber kanca beraber.”

***

Abisi okuldan gelince Zeki salondan bağırdı.

“Odana gitme bir şey konuşacağız.”

“Saçmalayacaksın gene, bir şey konuşmayacağız.”

“Bak, beni dinle.”

“Söyle.”

“Öldürmek basit yöntem.”

Alaycı bir şekilde “Eee?” dedi Sadi.

“Acı çekmesini sağlayacağız.”

“Nasıl olacak o?”

“Araştıracağız, kim bu lavuk. Bugün akşama kadar bunu düşündüm.”

“Boşa düşünmüşsün.”

“Dinle önce…”

Yutkunup devam etti.

“Diyelim ki ailesini çok seviyor, annesinin ve babasının kanlı resimlerini göstereceğiz.”

“Ha onları öldürmüşüz ha ailesini.”

“Yapay zekâ ile hazırlarız canım, zarar vermeyiz. Aile sadece örnek. Bunu hayata bağlayan ne varsa ona yöneleceğiz. Maksat bu orospu çocuğu sana çektirdiğini çeksin.”

“Nasıl bileceğiz neye bağlı olduğunu?”

“Bilmiyorum, araştırmamız lazım. Bir şekilde bu herifle görüşmemiz lazım.”

“Görürse beni tanır.”

“Beni tanımaz. Ya da köyüne gidip araştırma yapacağız. Ailesiyle konuşacağız. Onlardan bilgi alacağız.”

“Zeki ne diyorsun sen ya?”

“Sana intikam aldırmaya çalışıyorum.”

“Vazgeçtim ben tamam. Kazandın. Dünden beri düşünüyordum. Vazgeçtim. Bir boka kalkışmayacağım. Acımı unutmaya çalışacağım.”

“O tren çoktan kalktı artık abi. Sen de yolcusun, ben de. Ya yemek vagonunda beraber keyif süreriz ya da biletsiz vagonda sıkış tepiş gidip milletin terini çekersin.”

***

Zeki’yi tanıyamıyorum Leman. Gerçekten korkmaya başladım. Onu bu hale getiren ben miyim diye kahrolmuyor da değilim. Öyle bir konuşuyor ki etkisinde kalmamak elde değil. İster istemez onun planlarına dahil oluyorum. Küçüklükten beri hep şeytan tüyü olmuştu onda. Ne bileyim sümsük durmasına rağmen kimse sataşmazdı. Sevesi gelirdi insanın. Şimdi şeytanın kendisi olmaya başladı.

 

Onu bu hale ben getirdim. Benim saçmalamalarım getirdi. Geriye dönebileceğimizi de sanmıyorum artık. Ok yaydan çıktı Leman. Umarım on ikiden vururuz. Öbür türlüsü ikimiz için de her türlü karavana olacak.

Seni çok özledim. Sensiz ne kadar berbat bir haldeyim tasavvur edemem. Sana yazmak bile benim için o kadar keyifli ki. Bazen senin sesinden cevaplar veriyorum kendime. Ümit Yaşar’ın deyimiyle: Gökyüzü güneş olsa, sensiz karanlıktayım.

Can CAFCAF

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın