Film Şeridi / Bekir Aydemir





Alelade yürürken, boğazımda bir sivrisinek acısı ile kendimi yerde buldum. Refleks olarak elimi boğazıma götürdüğümde, sıcaklığı elimdeki buzu çözmüştü. Bu sıcaklık beni on sekiz yaşıma götürdü.


Okul çıkışı sevdiğim kız ile evlerimize doğru yola çıktık. Her zaman geçtiğimiz o tenha yolda, farklı bir şey yaptı. Elimi tutup gözlerimin içine derinden baktı. Hiç hareket etmeden duruyordu. O cesurca gözlerimin içine bakarken ben ise öylece kalakaldım. Beklemekten sıkılmış olsa gerek yavaş yavaş gözlerini kısıp bana yaklaştı. Ben de aynısını yapıp yaklaştım dudaklarına. Elimi de beline götürdüm. Belinin zarifliğine her zaman hayrandım. Şimdi ise ellerimin arasında. Bir süre sonra elimi göğsüne götürdüm, bir an duraksadı. Yeri değil miydi acaba ya da erken mi davrandım? Tebessüm edip devam etti. O kadar yumuşak ve sıcaktı ki incecik beli, ipeksi saçları, ıslak dudakları ve elimi ısıtan göğsü. Elim. Sıcaklık. Kan, kan. Elim kıpkırmızı olmuştu.


Birden kendime geldim. Boğazım acıyor ve kanıyordu. Etrafımdaki insan topluluğu bana bakıp bir şey yapmaya çalışıyor, ben ise bedenimi terk eden kanın vermiş olduğu yorgunluk ile yerde yatıyordum. Uykum vardı, uyumak istiyordum.


Yavaş yavaş gözlerimi açtığımda nedenini bilmediğim bir huzursuzluk vardı üzerimde. Tepemde de plastik ay ve yıldızlar dönüyordu. Sonra tanımadığım biri yanıma geldi. Bana bakıp anlamsız şeyler söylüyordu. Ardından buna benzemeyen saçı uzun biri geldi. Yüzü tebessüm ve şefkat doluydu. Beni olduğum yerden alıp bir köşede emzirmeye başladı. İçim süt ve huzur doluyorken kalın sesin yüksek tonuyla irkildim. Kendimi yine de burada güvende hissediyordum, bu yüzden huzurla gözlerimi sımsıkı kapatmıştım ama gözlerinden akan yaşlar yanaklarımı acıtmaya başladı. Bu acı da neyin nesi?


Kapattığım gözlerimi, beni kendime getirmek için yüzüme vuran adamın “İyi misin? Tampon getirin!” sözlerine açtım. Elinde kıpkırmızı bir bez parçası vardı.


Bu da beni sekiz yaşıma götürdü. Masadan düşüp alnıma çarpan taş, yüzümü kan gölüne çevirmişti. Ağlama seslerime gelen evdekiler gördüğü durum karşısında tutulup kalmıştı. Beni kucağına alan babam mahallenin tek ve külüstür arabasının sahibi yaşlı amcanın evine koştu. Hemen ardından da annem. Alnıma tampon yapmakla görevli olan beyaz eşarbın kıpkırmızıya dönmesi uzun sürmedi. O zaman da çok kan kaybetmiştim, babam olsa beni çoktan alıp o külüstür arabayla hastaneye yetiştirmişti.


Yanağıma vuran adamın çok kan kaybetti yaşama şansı çok az sesleri bana ateş eden silahın çınlamasını yırtıp kulağımdan içeri girdi.


Şimdi ben kendimden geçerken tepemdeki adam hala uğraşıyordu. Göz göze geldiğimizde heyecanla ne hissettiğimi sordu. Üzerimdeki yorgunluktan konuşamadım ama hissediyordum. O sütün tadını, göğsünün sıcaklığını, alnımın acısını hissediyordum. Bütün bunlar olurken kalbini hızla çarpmasını da hissediyordum. Şimdi durma noktasında. Sanırım bu yüzden üşümeye başlamışken, ayaklarımdan başucuma kadar örtülen battaniye bana iyi gelmişti. Çok geçmeden üşümem geçti. Bunun yanı sıra artık görmüyor, duymuyor ve acı hissetmiyordum. Sanırım ölmek böyle bir şey.

Bekir AYDEMİR

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın